43,4990$% 0.19
51,6240€% -0.9
59,6039£% -0.78
6.786,60%-9,85
47.158,00%-7,26
13.838,29%0,05
3414808฿%-5.35622

Akdeniz’in en uzun soluklu siyasi dosyalarından biri olan Kıbrıs meselesi, yalnızca Türkiye ve Yunanistan’ı değil Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve Doğu Akdeniz’deki pek çok aktörü ilgilendiriyor. Peki Kıbrıs meselesi kısaca nedir, nasıl başladı, bugün ne durumda? Bu rehberde konuyu fazla teknik terime girmeden, net bir biçimde özetliyoruz.
Kıbrıs meselesi; 1950’lerden bu yana süren, Kıbrıs adası üzerinde yaşayan Türk ve Rum toplumları arasındaki siyasi uyuşmazlıktır. Bu uyuşmazlık; adanın yönetim biçimi, toplumların güvenliği, uluslararası tanınma ve Türkiye-Yunanistan ilişkileri gibi çok katmanlı bir gündemi kapsıyor.
Meselenin ana başlıkları şu şekilde özetlenebilir:
1571’de Osmanlı Devleti’ne geçen Kıbrıs, 1878’de İngiltere’nin idaresine bırakıldı. 1950’lerde Rum toplumu adanın Yunanistan’a bağlanmasını (Enosis) talep etmeye başladı. Türk toplumu ise buna karşı adanın ikiye ayrılmasını (Taksim) savundu. İki karşıt ülkü, adada uzun süreli bir siyasi uyuşmazlığın temelini attı.
1960’ta Londra-Zürih Antlaşmaları ile Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere adanın garantör ülkeleri oldu. Ancak bu yapı 3 yıl bile dayanmadı.
Kıbrıs meselesini kısaca anlamak için şu tarihleri bilmek gerekiyor:
Yunan Cuntası destekli darbe sonrası Kıbrıs Türklerinin güvenliği tehlikeye girdi. Türkiye, 1960 Garantörlük Antlaşması’nın verdiği hakkı kullanarak 20 Temmuz 1974’te adaya çıkarma yaptı. İki aşamalı harekât sonunda adanın kuzey kesimi Türk kontrolüne geçti. Bu olay, Kıbrıs meselesi için en belirgin dönüm noktalarından biri olarak tarihe kaydedildi.
Bugün ada üzerinde iki ayrı idari yapı bulunuyor: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Kıbrıs Cumhuriyeti. KKTC yalnızca Türkiye tarafından tanınıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti ise AB üyesi ve uluslararası alanda adanın tek tanınan devleti sayılıyor.
İki tarafın özet farkları:
Türkiye, 1960 Garantörlük Antlaşması’ndan doğan haklarının sürmesi gerektiğini savunuyor. KKTC’nin uluslararası tanınması, Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki eşit hakları ve iki devletli yapı; Türkiye’nin güncel politikasının omurgasını oluşturuyor.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs, iki bölgeli iki toplumlu federal bir yapı istiyor. Türk askerinin adadan çekilmesi, 1960 Garantörlük Antlaşması’nın güncellenmesi ve Rum mülteci haklarının iadesi başlıca talepleri arasında.
Birleşmiş Milletler 1964’ten beri adada barış gücü bulunduruyor. Farklı dönemlerde hazırlanan planlar (Gali Fikirler Dizisi, Annan Planı vb.) kalıcı uzlaşı sağlayamadı. Avrupa Birliği ise 2004’ten bu yana Kıbrıs Cumhuriyeti’ni üye olarak kabul ediyor; bu durum Türkiye-AB ilişkilerinde sürekli gündemde kalan bir dosya haline geldi.
Son yıllarda Doğu Akdeniz’de bulunan doğal gaz rezervleri, Kıbrıs meselesine yeni bir boyut ekledi. Güney Kıbrıs ve Yunanistan EastMed hattı üzerinde ortak adımlar atarken Türkiye ve KKTC, kıta sahanlığı hakları üzerinden sahaya sondaj gemileri gönderdi. Enerji paylaşımı, meseleyi yalnızca tarihsel değil, ekonomik açıdan da güncel tutuyor.
Son müzakere turlarında taraflar, federal bir yapı üzerinde anlaşamadı. KKTC yönetimi ’iki devletli yapı’ formülünü öne çıkarıyor. Rum-Yunan ittifakı ise federal yapı çizgisinden ayrılmıyor. Gündemdeki üç senaryo şunlar:
1950’lerdeki Enosis hareketleri kabul edilirse yetmiş yılı aşkın bir zamandır; 1974 Barış Harekâtı’nın ardından oluşan fiili bölünme 50 yıldan uzun süredir devam ediyor.
Doğrudan taraflar Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumları. Uluslararası düzlemde ise Türkiye, Yunanistan, İngiltere, AB ve BM meselenin önde gelen aktörleri arasında yer alıyor.
Evet. 2003’ten bu yana Metehan, Ledra Palace ve Akyar gibi sınır kapılarından iki taraf arasında geçiş yapılabiliyor.
KKTC’yi bugün yalnızca Türkiye resmi olarak tanıyor. Türk Devletleri Teşkilatı gözlemci üye statüsü verdi.
İki toplumun ada yönetimi konusundaki temel yaklaşım farklılıkları, garantörlük tartışmaları ve uluslararası aktörlerin farklı pozisyonları meseleyi uzatıyor.
BM Genel Sekreteri’nin himayesindeki müzakere masası, meselenin resmi uzlaşısı için kullanılan ana platform. Son görüşmeler 2021’de Cenevre’de yapıldı.
Adada yaşayan insanlar için Kıbrıs meselesi yalnızca bir siyasi başlık değil; günlük yaşamın parçası. Kuzey ile güney arasında geçiş yaparken kimlik kontrolleri, iki farklı para birimi kullanımı, telefon hatlarının farklı operatörlere bağlanması, posta ve kargo gönderimlerindeki dolaylı yollar, meselenin pratik sonuçları arasında. İki tarafın ticari ilişkilerinde ise Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde belirli ürünlerin geçişine izin veriliyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyesi olması, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinde pek çok başlığın askıya alınmasına yol açtı. Gümrük Birliği güncellemesi ve vize serbestisi gibi başlıklar Kıbrıs sorunu nedeniyle zaman zaman gecikti. Bu nedenle Kıbrıs, yalnızca iki ülkenin değil Türkiye-AB bütünleşmesinin de belirleyici bir parametresi olarak ele alınıyor.
KKTC’de yaşayan Kıbrıs Türkleri bugün kendi devletlerine, anayasalarına, meclislerine ve üniversitelerine sahip. Ancak uluslararası tanınma olmadığı için doğrudan uçuşlar, uluslararası spor müsabakaları ve ticari anlaşmalar Türkiye üzerinden yürütülüyor. Bu durum, bölge ekonomisinde Türkiye bağlantısını vazgeçilmez hâle getiriyor.
Kıbrıs meselesi, tarihsel kökenleri, toplumlar arası güvenlik kaygıları, uluslararası hukuk boyutu, enerji meseleleri ve AB denklemiyle birlikte bugün hâlâ Akdeniz’in en çok konuşulan siyasi dosyalarından biri. Meselenin sade anlatımı, okuyucuya bu çok katmanlı yapıyı bütüncül bir pencereden görme imkânı veriyor.

Kıbrıs Neden İkiye Bölündü?

